-çünkü aşk, hayatın asıl özü, esas gayesidir. gün gelir, herkesi, ondan köşe bucak kaçanları bile, hatta 'romantik' kelimesini bir suçlama gibi kullananları dahi kıskıvrak yakalar aşk.
-"bilsin ki, kuzuyu tek başına bıraktın mı kurt olup çıkar!'
-o zamandan beri gezgin abdalım. yeryüzünde ebedi sürgündeyim. yastık ettiğim taşa ikinci kez başımı koymadım, aynı kaptan üst üste iki kez yemek yemedim, abamın altından her gün farklı manzaralar seyreyledim. aç kaldığımda rüya tabir ederek üç beş kuruş kazanır, kazandığımı muhtaç olanlara dağıtır, bu şekilde doğu'dan batı'ya, kuzey'den güney'e yedi iklimi gezer, dağda bayırda hakk'ı ararım hak için. yaşanmaya değer bir yaşamın peşindeyim; ve bir de, bilmeye değer bilginin. köksüzüm, yurtsuzum. kendimi o'nda yok ettiğimden beri, ölmeden evvel öleli, başlangıçsız ve sonsuzum. ne pejmürdeyim, ne gariban. ne kimselere muhtacım, ne kimseye buyuran. ancak rüzgarda kuru bir yaprak sanmayın beni. ağzı var dili yok dervişlerden değilim. ben bizzat dilediği istikamete efil efil esen karayelim.
-"siz sufiler her şeyi karıştırırsınız zaten. tıpkı filozoflar ile şairler gibi! safi laf ebeliği! bunca kelimeye ne hacet? öyle laflar ediyorsunuz ki insanların kafası karışıyor. halbuki halk, basit ihtiyaçları olan tembel bir mahluktur. baştakilerin görevi halkın yanlış şeyler istemesine mani olup, yoldan çıkmasına engel olmaktır. bunun için tek gereken şeriata harfiyen uymak. onun da nasıl olacağını biz biliriz."
-on dördüncü kural: hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. 'düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir' diye endişe etme. nereden biliyorsun hayat altının üstünden daha iyi olmayacağını?
-on beşinci kural: allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. tek tek her birimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.
-"zira onlar diye ayrı bir varlık yok, tıpkı 'ben' diye bir şey olmadığı gibi. aklından şunu çıkarma: kainatta her şey birbirine bağlı. insan, hayvan, nebad, cemad... yüzlerce, binlerce farklı ve ayrı mahluk değiliz. hepimiz tek'iz."
-"sonumuzu biz bilemeyiz" dedi şems. "yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. gerisi zaten kendiliğinden gelir."
-"insan bir gecede iman sahibi olmaz süleyman. kişi kendini inançlı zanneder ama sonra başına beklenmedik bir iş gelir başına, tereddüte düşer, yalpalar. tekrar toplanır, imanı kuvvetlenir, ardından yine yuvarlanır şüphe çukuruna... bu böyle devam eder. belli bir safhaya ulaşana dek bir o yana bir bu yana sallanırız. kah mümin, kah münkir, kah mütereddit. kah cennetlik, kah cehennemlik. ancak böyle ilerleyebiliriz. her adımla hakk'a biraz daha yaklaşırız. şüphe duymadan iman olmaz."
-tebrizli şems, dünyayı koca bir kazana benzetirdi. içinde mühim bir aş pişmekte. yaptığımız, hissettiğimiz, söylediğimiz, hatta düşündüğümüz her şey bu kazana malzeme olarak giriyor. öyleyse bu evrensel aşa ne kattığımızı kendimize sormamız gerek. kırgınlıklar, kızgınlıklar, kan davaları ve şiddet mi? yoksa aşk, inanç ve ahenk mi?
-şeriat der ki: "seninki senin, benimki benim." tarikat der ki: "seninki senin, benimki de senin." marifet der ki: "ne benimki var ne seninki." hakikat der ki: "ne sen varsın, ne ben."
-"kanaatimce içkiden uzak durulmalı. bununla beraber, unutulmamalı, yaptıklarımızdan meyi de meyhaneciyi de sorumlu tutamayız. şaraptan evvel nefslerimizdeki küstahlığı, riyakarlığı, kindarlığı, katılığı, saldırganlığı kovmalıyız. ve en nihayetinde içen içer, içmeyen içmez."
-bu kavanoz dipli dünya, bin bir gölge oyunu oynanan bu parıltılı ve tantanalı sahne, paraya pula, mala makama, ünvana ihtişama aldanıp kanan cins cins oyuncuyla doluydu. ne kadar zenginleşirse zenginleşirlerse o kadar muhtaç oluyorlardı paraya.
-ateş, hava, toprak, su ve beşinci unsur, boşluk.
-her hakiki aşk, umulmadık dönüşümlere yol açar. aşk bir milat demektir. şayet 'aşktan önce' ve 'aşktan sonra' aynı insan olarak kalmışsak, yeterince sevmemişizdir.
-ve şu vecize hala geçerlidir: aşkın olduğu yerde, er ya da geç ayrılık vardır.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder