16 Ocak 2010 Cumartesi

demokrasi

"the difference between a democracy and a dictatorship is that in a democracy you vote first and take orders later; in a dictatorship you don't have to waste your time voting" (charles bukowski)

eğer oy vermek bir şeyleri değiştirebilecek olsaydı kesinlikle çoktan yasaklanmış olurdu. (keny arkana)

gustave flaubert'e göre "tek rüyası proleteryayı burjuvazinin eriştiği aptallığa kavuşturmak" olan demokrasi "insanlığın son sözü olmayacaktır. tıpkı köleliğin, feodalizmin ve monarşinin son söz olmadığı gibi."

temelde anti hümanist bir kavramdır. somut olarak insanları değil, biçimsel, duygusuz bir soyutlamayı ölçü alan bir kavramdır. demokrasi kavramında somut insani içeriğin doluluğuna, toplum bağlarının sahiciliğine yer yoktur. demokrasi soyut fertler arasındaki biçimsel bağdır.

Demokrasi, yeni inmiş bir din gibi. Sadece ezilenler, konumundan rahatsız olanlar istiyor. Tuzu kurular nefret ediyor.

"demokrasi; halkın halk için halk tarafından ezilmesidir."(oscar wilde)

"demokrasi, 2 kurt ve 1 kuzunun öğle yemeğinde ne yeneceğini oylamasıdır. özgürlük ise tam teçhizatlı bir kuzunun oylamayla mücadele etmesidir."(benjamin franklin)

çoğu zaman faşizmin en severek kullandığı araçlardan biridir.

sanayi devriminden sonra güçlenmeye başlayan ve sosyalizm getirmeye çalışan proleteryanın ağzına sürülen bir parmak bal.

Demokrasi 12 Eylül'den sonra askeri hapishaneden çıktı. Fakat mahkum elbisesi hala üzerinde...

Radikal:"Bir transseksüelle sohbet ettiniz mi hiç ya da bir Ermeni'yle?" Siz denilen okuyucunun bunlardan hiçbiri olamayacağı varsayılıyor!

yine sana dair

sende; ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini,
sende; ben, kumarbaz macerasını keşiflerin,
sende uzaklığı,
sende; ben, imkansızlığı seviyorum.

güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine
ve kan ter içinde, aç ve öfkeli,
ve bir avcı iştahıyla etini dişlemek senin.

sende, ben, imkansızlığı seviyorum,
fakat asla umutsuzlugu değil...
şimdi belki mutlusundur diye ödüm kopuyor; bana acı acı hatıran lazım.

11 Ocak 2010 Pazartesi

düşman bile değiliz

En güzel günlerimin
üç mel’un adamı var:
Ben sokakta rastlasam bile tanımayayım diye
en güzel günlerimin bu üç mel’un adamını
yer yer tırnaklarımla kazıdım
hatıralarımın camını..
En güzel günlerimin
üç mel’un adamı var:
Biri sensin,
biri o,
biri ötekisi.
Düşmanımdır ikisi..
Sana gelince...
Yazıyorsun.
Okuyorum.
Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa,
insanın bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..
Ne yazık!..
Ne kadar
beraber geçmiş günlerimiz var;
senin
ve benim
en güzel günlerimiz..
Kalbimin kanıyla götüreceğim,
ebediyete,
ben o günleri.
Sana gelince, sen o günleri
-kendi oğluyla yatan,
-kızlarının körpe etini satan
bir ana gibi satıyorsun!.
Satıyorsun:
günde on kaat,
bir çift rugan pabuç,
sıcak bir döşek,
ve üç yüz papellik rahat için...
En güzel günlerimin
üç mel’un adamı var:
Biri sensin,
Biri o,
biri ötekisi.
Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi...
Sana gelince;
Ne ben Sezarım,
Ne de sen Brütüssün.
Ne ben sana kızarım,
ne de zatın zahmet edip bana küssün.
Artık seninle biz,
düşman bile değiliz!

Nazım Hikmet

10 Ocak 2010 Pazar

- Biliyor musunuz, demiş; nasıl bir hayvandır kanguru?
Akıl hastaları arasındaki bir paranoyak, hemen bağırmış oturduğu yerden:
- Ben biliyorum, demiş; korktuğu zaman içine saklanmak için,karnının altında torba taşıyan bir hayvandır.

3 Ocak 2010 Pazar

ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar
diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar