onlar
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
câhil,
hakîm
ve çocukturlar
ve kahreden
yaratan ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.
sancaklarını elden yere düşürürler
ve düşmanı meydanda koyup
kaçarlar evlerine
ve onlar ki bir nice murtada hançer üşürürler
ve yeşil bir ağaç gibi gülen
ve merasimsiz ağlayan
ve ana avrat küfreden ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.
kömür
ve şeker
ve kırmızı bakır
ve mensucat
ve sevda ve zulüm ve hayat
ve bilcümle sanayi kollarının
ve gökyüzü
ve sahra
ve mavi okyanus
ve kederli nehir yollarının,
sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
bir şafak vakti değişmiş olur,
bir şafak vakti karanlığın kenarından
onlar ağır ellerini toprağa basıp
doğruldukları zaman.
en renkli şekilleri aksettiren onlardır.
Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
Çok sözler edildi onlara dair
ve onlar için :
zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,
denildi.
6 Haziran 2015 Cumartesi
29 Aralık 2014 Pazartesi
bazı
nehirler tükenmek için akar,
günlerce gezdim bu mısranın haysiyetiyle
benimdir...
sormuştun bir keresinde,
sen; çok aşık olmuşsun bense ilk...
yalnızca buymuş gibi aramızdaki eşitsizlik...
oysa, aşk siyasetnamedir
sınıf duvarlarına asılan ferman kesinliğinde.
evet! çok aşık oldum senden önce;
ama seninle öğreniyorum sevmeyi.
kırk yılda öğrendim şu kadarcık gerçeği
şimdi hem aşığım sana hem seviyorum seni
sırf bu sözün hatırına yirmi yıl sonra yeniden oku bu şiiri
senindir...
ferman senindir.
günlerce gezdim bu mısranın haysiyetiyle
benimdir...
sormuştun bir keresinde,
sen; çok aşık olmuşsun bense ilk...
yalnızca buymuş gibi aramızdaki eşitsizlik...
oysa, aşk siyasetnamedir
sınıf duvarlarına asılan ferman kesinliğinde.
evet! çok aşık oldum senden önce;
ama seninle öğreniyorum sevmeyi.
kırk yılda öğrendim şu kadarcık gerçeği
şimdi hem aşığım sana hem seviyorum seni
sırf bu sözün hatırına yirmi yıl sonra yeniden oku bu şiiri
senindir...
ferman senindir.
19 Kasım 2014 Çarşamba
tepelerdeki şeytan
insanlar içindeki en yaşlı ruhun çocukluğunun ruhu olması inanılmaz bir şey. bana her zaman çocukmuşum gibi geliyor. en eski alışkanlığımız...
insanın gününü küçük günahlar dolduruyor. küçük kusurlar, değersiz şeyler için yaşamını ortaya koyuyorsun. dünya öğrenecek şeylerle dolu.
*dahasını yazmama kararı aldım.
insanın gününü küçük günahlar dolduruyor. küçük kusurlar, değersiz şeyler için yaşamını ortaya koyuyorsun. dünya öğrenecek şeylerle dolu.
*dahasını yazmama kararı aldım.
16 Kasım 2014 Pazar
Her gün bir kez bu kitabın başına geçtim. Her gün bir kez dışarı çıktım kırık bir bulutla yürüdüm, her gün bir insana bakıp, yüzümü yere eğdim. Her gün bir gazeteye boş gözlerle baktım. Her gün birileri konuştu, onları dinliyor gibi yaptım. Her gün bir kez "neredeyim" diye sordum kendime. Her gün bir kuzey kışı indi içime. Her gün karşımda duran fotoğraflarına baktım. Bir kez öfkelendim her gün bir kez sordum kendime neden bu kadar bağlandın. Her gün adalet ve zalimlik üzerine düşündüm. Belki de her şey. Her gün bir barbar, bir medeni ile gezdim sokaklarda. Minareleri her gün sabaha ezan sesleriyle ben açtım. Her gün bir perdeyi aralamaya çalıştım. Her gün hiçbir şeyi anlamadığımı düşündüm, her gün her şeyi anladığımı düşündüm. Güvercinleri yolculadım. Her gün, günlere dayanamadığımı düşündüm. Kitapları alt alta dergileri kıvırarak yan yana dizdim. Ne idüğü belirsiz yerler benimle yürüdü. Gördüğüm her "cümle" bana bir bıçak gibi battı, anlamadım. Her gün bir taş parçası söktüm içimden. Her gün uyku beni koynuna alsın diye yalvardım. Her gün, gün bitiyor gece bitmiyor dedim. Her gün işlerin beni avutmadığını gördüm. Ayrılık günlerini sonradan niçin sisli bir perde gibi hatırlarız diye sordum. Öfkeni unutma dedim kendime her gün, unutursan düşersin dedim. Her gün en az bir saati ayakta durmaya, dimdik durmaya ayırdım. Her gün ömür sözcüğünü bir kez kalbimden geçirdim. Her gün ömür sözcüğü kömür gibi tınladı içimde. Her gün sana içimden bir kez "sevgilim" diye seslendim. Her gün sana bir kez "zalim" diye seslendim. Her gün, yan yana oturup birbirine rikkatle bakan iki yaşlı kadını düşündüm. Her gün o kadınların bu fotoğrafı yırtıldı dedim. Her gün "âh" ettim bir kere, bir kere o âh'ı geri aldım. Her gün "yol arkadaşım" dedim, kahırla kapladım sözlerimi. Her gün acını tattım. Her gün unutmak için değil, unutmamak için ağu kattım kalbime. Her gün insan olmak ne çok kusur içeriyor diye düşündüm. Her gün bir kilidi açmaya çalıştım. Başka bir şey vardı, başka bir şey; ben sana dünyanın değil yeryüzünün diliyle seslenmiştim. Çile nedir, günah ne? Bana ne bunlardan. Dünyanın merkezi sendin her gün ben senden uzayan uçsuz bucaksız bir kara.
2 Ekim 2014 Perşembe
6 Şubat 2014 Perşembe
ruhi mücerret
- günah aptallığın hasılası, hatta en büyük günah aptallık değil mi?
- kapitalizmin bu değer illüzyonunu mutlaklaştırdığı bir dünyada insanlar korkuya boğuluyorlar. özgürlük, barış, aşk gibi kavramlar ticari markalarca gasp edildi. sanat, bilgi, inanç tecimselleşti. finansal işlemlerin hızı ve hacmi, toplum hayatının başlıca pozitif göstergeleri haline geldi. giderek hayat, reklama dönüştü. savaş da, barış da iktisadi olgular artık. masum cici, reklamın selamlaşmaktan daha normal hale gelmesini protesto ediyor. beynine reklam çipi takılan tek kişi sen değilsin. bu iş tahmin edebileceğinden çok daha esrarengiz boyutlarda.
- bazen bir kurbağa, yalnızca bir kurbağadır; bir balkabağı, sadece balkabağı; lamba, lamba...
13 Aralık 2013 Cuma
"Sence aşk diye bir şey var mı baba?"
Yine güldü babam. Seviyordum onu gülerken görmeyi. ''Ne o kerata? Yoksa Hatice Ablana mı yaktın abayı'' Diyorum ya, çok uyanıktır peder. Kime çekmişse?
Böyle durumlarda genellikle yaptığım gibi inkara yeltenmedim. Ben de gülümsedim. ''Bu da geçer,'' diye mırıldandım. O zaman kahkahayı patlattı babam. ''Ne yani?'' diye çıkıştım. ''Geçmez mi? Aşk hiç bitmez mi? Dahası aşk diye bir şey var mı?'' Ben konuştukça kahkaha üstüne kahkaha atıyordu babam. Baktım hoşuna gidiyor, devam ettim: ''Bir baba olarak söyle evladına Aşk var mıdır yok mudur, boş mudur dolu mudur, ne kokar, ne boktur?''
Gülmesi biraz dinince, ''Tanrı gibi düşün,'' dedi babam, ki böyle bir yanıtı hiç beklemiyordum. ''İnanıyorsan var olup olmaması pek önemli değildir. Ayrıca en büyük inkarcının da en inançlının da içinde bir nebze kuşku vardır. Ve elbette ki, aşk da Tanrı da ölümsüzdür."
Alper Canıgüz
Kaydol:
Yorumlar (Atom)