14 Temmuz 2013 Pazar

düğümlere üfleyen kadınlar

-Oysa ben hikâyesini ilk kez anlatırken dikkate alınmayan insanların aniden ölebileceğinden korkarım.
-“Sevgili hanımlar… İnsan, o da eli iyi gelmişse, hayatta kendini bir kere bütünüyle görür. Ömrün gerisi ya o sahneye yeniden kavuşmak için geçer ya da ondan kaçmakla. Siz büyük sahnesini görmüş hanımlara benziyorsunuz. Neyden bahsettiğimi anlıyor olmalısınız.”
-“Başka kadınların çaresizliklerine öfkelenen kadınlar muhakkak kendi çaresizliklerine öfkeleniyordur Meryem hanım.”
-“Hanımlar, yüzyıllar önce bu topraklarda ana tanrıçalar, kadın hükümdarlar yeraltına indiler. Dido, El Kahina, Tanit, Tin Hinan ve daha nice kudretli kadın… İsim değiştirdiler, örtündüler ve …”
-Sık sık seni delirtmeye çalıştıklarını söylüyorsun. Bir tımarhaneyi kısa bir süreliğine ziyaret ederken aniden “Bunlar beni delirtmeye çalışıyorlar” diye öfkelenen bir kadın gibi görünmek zarafetine yakışmıyor. Onlar akıllıca bir söz sarf edebilmeye mezun değilse, bu sana garezlerinden değil. Bu kadarını becerebiliyorlar. Pekâlâ, genel olarak kalabalık bir grup uzun bir süre sana kötü davrandığı için buradan gitmek zorunda kaldın. Çileni doldurdun, döndün. Şimdi yapman gereken insanlara güvenmek. Gerisi gelecektir. Dedim ya, meleklerle biz senin peşindeyiz. Tamam biliyorum. Orada olup kılıcımla seni korumalıydım ama şimdilik zor durumda kaldığında göndereceğim şimşeklerle idare et.
-“Evlilik, tatlı hanımefendi, porselen takımların desenlerini adamın yüzünden daha çok gördüğün bir müessesedir. Benim ise, şükür ki, her zaman porselen takımlardan daha heyecanlı şeyler oldu hayatımda. Çin porselenlerinden daha desenli adamlar.”
-“Sendeki sende kalacak. Kimse ile ilgili değildi, kimse ile ilgili olmayacak. Aşk onunla ilgili değildi, olmayacak. Yerine başkası gelecek, aşk hep sende olacak. Gelecek olana yer aç.”
-“Hep aynı hikaye. Toplayamıyorlar kendilerini. Sahip olamıyorlar bahşedilene. Kendilerini koruyamıyorlar. Sonra da uçamayan renkli kuşlar gibi… Çat! Biri mutlaka vurur böylelerini. Söyleyin bana, bu kızcağızı kim vurdu ki sesi böyle çıkıyor?”
-Hayat nedir ki nihayetinde! Nedir ki? İşte zaten tam da ondan çok emin olmadığımız bir zamandı. Ama kalender olduğundan şüphesi olmayan kadınlardık. Her türlü. Ömrümüzün bir kısmını –kimlere, nelere harcamışız- erguvanlara bedelsiz verebilirdik. Bu yüzden Dido’nun evinin damına çıktık. Eğer aşka ve kalbe kıymet vermeyen kadınlar olsaydık çıkmazdık da, bu kıymetin hesabını yapacak insanlar da değildik. Amira, ben ve Maryam evin damına doğru merdivenleri tırmanırken bunları konuşmadık bile, lüzum yoktu. O yüzden beyaz geceliklerimizi giyip Madam Lilla’yı görmek için dama çıktık işte.
-Hey! Peki şunu dinle. Herkesin bir mizacı olmadığı gibi her insan da bir gönül sahibi değildir. Sende bir tane var ve maşallah, King Kong’un göğüs kafesine zar zor sığacak kadar haşmetli. Sendeki gönlü ilk gördüğüm günü Maradona’nın meşhur golü gibi aklımda oynatıyorum sık sık. Adam ahklıydı, bu “Tanrı’nın eli” olmalı! Güzel bir şarkı çalıyordu, Asmahan’dan bir şey olmalı ve senin gözlerin dolmuştu. Sonra bir martının diğerlerinden ayrı uçmasının seni epey hırpaladığını hatırlıyorum. Pekala… Evet sen sulugözlü birisin, ama bu anlattıklarımın aksini ispatlamaz. Senin gibi birinin sürekli aklında tutması gereken meselelerden biri şu: Umutsuzluk en büyük günahtır.
-“Hanımlar, evvela... Ben, kurban olmadım. Ben, kalpsiz de olmadım. Bunu söylüyorum zira ekseriyetle kadınlar, kurban olmayan kadınları kalpsiz sanırlar.”
-Aşk hanımlar, yoklukla oynanan bir oyundur. Yokluğunun derinden hissedileceğine ne kadar güven duyuyorsan o kadar iyi bir oyuncu olabilirsin. Tereddüt ettiğin anda düşersin oyundan. Ben tereddür etmiştim. Aşk, dedim ya, bir tereddüt meselesidir.
-Sen, bir kereliğine kendine değil tanrılara ve mucizelere inanmayı seçmiş bir kraliçenin günahısın yabancı.
-“Görünüşü bizi aldatmasın kraliçem. Erkekler avlanmakta hep kadınlardan daha mahir, merhametsizlikleriyle bizden daha ilkel, körlükleriyle kalp kırıcı”

-“O zamana kadar bir tanrıçanın altı temel özelliğini aklınızda tutmalısınız. Bir: asla yapmadığınız bir şey için özür dilemeyin. İki: kendinizi gereğinden fazla açıklamaya çalışmayın. Üç: asla başarılarınızı hafife almayın. Dört: hiçbir zaman lafa ‘yanlış düşünüyor olabilirim ama…’ diye başlamayın. Beş: istemediğiniz sorulara asla cevap vermeyin. Altı: hayır demekten kaçınmayın. Yedinci kural ise…”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder