-Oysa ben hikâyesini ilk kez anlatırken dikkate alınmayan
insanların aniden ölebileceğinden korkarım.
-“Sevgili hanımlar… İnsan, o da eli iyi gelmişse, hayatta
kendini bir kere bütünüyle görür. Ömrün gerisi ya o sahneye yeniden kavuşmak
için geçer ya da ondan kaçmakla. Siz büyük sahnesini görmüş hanımlara
benziyorsunuz. Neyden bahsettiğimi anlıyor olmalısınız.”
-“Başka kadınların çaresizliklerine öfkelenen kadınlar
muhakkak kendi çaresizliklerine öfkeleniyordur Meryem hanım.”
-“Hanımlar, yüzyıllar önce bu topraklarda ana tanrıçalar,
kadın hükümdarlar yeraltına indiler. Dido, El Kahina, Tanit, Tin Hinan ve daha
nice kudretli kadın… İsim değiştirdiler, örtündüler ve …”
-Sık sık seni delirtmeye çalıştıklarını söylüyorsun. Bir tımarhaneyi
kısa bir süreliğine ziyaret ederken aniden “Bunlar beni delirtmeye çalışıyorlar”
diye öfkelenen bir kadın gibi görünmek zarafetine yakışmıyor. Onlar akıllıca
bir söz sarf edebilmeye mezun değilse, bu sana garezlerinden değil. Bu kadarını
becerebiliyorlar. Pekâlâ, genel olarak kalabalık bir grup uzun bir süre sana
kötü davrandığı için buradan gitmek zorunda kaldın. Çileni doldurdun, döndün. Şimdi
yapman gereken insanlara güvenmek. Gerisi gelecektir. Dedim ya, meleklerle biz
senin peşindeyiz. Tamam biliyorum. Orada olup kılıcımla seni korumalıydım ama
şimdilik zor durumda kaldığında göndereceğim şimşeklerle idare et.
-“Evlilik, tatlı hanımefendi, porselen takımların
desenlerini adamın yüzünden daha çok gördüğün bir müessesedir. Benim ise, şükür
ki, her zaman porselen takımlardan daha heyecanlı şeyler oldu hayatımda. Çin porselenlerinden
daha desenli adamlar.”
-“Sendeki sende kalacak. Kimse ile ilgili değildi, kimse ile
ilgili olmayacak. Aşk onunla ilgili değildi, olmayacak. Yerine başkası gelecek,
aşk hep sende olacak. Gelecek olana yer aç.”
-“Hep aynı hikaye. Toplayamıyorlar kendilerini. Sahip olamıyorlar
bahşedilene. Kendilerini koruyamıyorlar. Sonra da uçamayan renkli kuşlar gibi…
Çat! Biri mutlaka vurur böylelerini. Söyleyin bana, bu kızcağızı kim vurdu ki
sesi böyle çıkıyor?”
-Hayat nedir ki nihayetinde! Nedir ki? İşte zaten tam da ondan
çok emin olmadığımız bir zamandı. Ama kalender olduğundan şüphesi olmayan
kadınlardık. Her türlü. Ömrümüzün bir kısmını –kimlere, nelere harcamışız-
erguvanlara bedelsiz verebilirdik. Bu yüzden Dido’nun evinin damına çıktık. Eğer
aşka ve kalbe kıymet vermeyen kadınlar olsaydık çıkmazdık da, bu kıymetin
hesabını yapacak insanlar da değildik. Amira, ben ve Maryam evin damına doğru
merdivenleri tırmanırken bunları konuşmadık bile, lüzum yoktu. O yüzden beyaz
geceliklerimizi giyip Madam Lilla’yı görmek için dama çıktık işte.
-Hey! Peki şunu dinle. Herkesin bir mizacı olmadığı gibi her
insan da bir gönül sahibi değildir. Sende bir tane var ve maşallah, King Kong’un
göğüs kafesine zar zor sığacak kadar haşmetli. Sendeki gönlü ilk gördüğüm günü
Maradona’nın meşhur golü gibi aklımda oynatıyorum sık sık. Adam ahklıydı, bu “Tanrı’nın
eli” olmalı! Güzel bir şarkı çalıyordu, Asmahan’dan bir şey olmalı ve senin
gözlerin dolmuştu. Sonra bir martının diğerlerinden ayrı uçmasının seni epey
hırpaladığını hatırlıyorum. Pekala… Evet sen sulugözlü birisin, ama bu
anlattıklarımın aksini ispatlamaz. Senin gibi birinin sürekli aklında tutması
gereken meselelerden biri şu: Umutsuzluk en büyük günahtır.
-“Hanımlar, evvela... Ben, kurban olmadım. Ben, kalpsiz de
olmadım. Bunu söylüyorum zira ekseriyetle kadınlar, kurban olmayan kadınları
kalpsiz sanırlar.”
-Aşk hanımlar, yoklukla oynanan bir oyundur. Yokluğunun derinden
hissedileceğine ne kadar güven duyuyorsan o kadar iyi bir oyuncu olabilirsin. Tereddüt
ettiğin anda düşersin oyundan. Ben tereddür etmiştim. Aşk, dedim ya, bir
tereddüt meselesidir.
-Sen, bir kereliğine
kendine değil tanrılara ve mucizelere inanmayı seçmiş bir kraliçenin günahısın
yabancı.
-“Görünüşü bizi
aldatmasın kraliçem. Erkekler avlanmakta hep kadınlardan daha mahir,
merhametsizlikleriyle bizden daha ilkel, körlükleriyle kalp kırıcı”
-“O zamana kadar bir tanrıçanın altı temel özelliğini
aklınızda tutmalısınız. Bir: asla yapmadığınız bir şey için özür dilemeyin. İki:
kendinizi gereğinden fazla açıklamaya çalışmayın. Üç: asla başarılarınızı
hafife almayın. Dört: hiçbir zaman lafa ‘yanlış düşünüyor olabilirim ama…’ diye
başlamayın. Beş: istemediğiniz sorulara asla cevap vermeyin. Altı: hayır
demekten kaçınmayın. Yedinci kural ise…”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder